insan etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
insan etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

zihnimin onur izleri

13 Temmuz 2008 Pazar

Onur dediğiniz nedir bilir misiniz? Kendini yüce görmelerin, beğenilme arzularının hat safhasıdır. Neden onur duyarsınız birşeyden, birisinden yahut kendinizden? Layığı ile var olamayanın hak etmediğini bildiğiniz övgülere maruz kalması mı okşar insanlığınızı?
Şayet sıyırabilirseniz onuru benliğinizden; taşar olursunuz günün belirlediği insanlık duvarlarından.

ahlaklı zorba

10 Temmuz 2008 Perşembe

Kitaplar, insan yapımı raflarda değil, üzerinde gezinen gözlerde güzeldir. İnsan da, dört duvar arasında değil, doğada çıplak iken güzeldir. Hele ruhunu sarabilmişse çıplak bedenine; demeyin güzelliğine...
Yüce gönüllere, yüce ruhlar bahşedilmeli. Denk gelmezse şayet, o gönül solar gider. Kalır geride et ve kemik.
Arındığı vakit insan duygularından, bir yanılsama yaşar; huzura erdiğini düşünür. Arınabilirsen duygularından, ne ben sana insan diyeyim, ne de sen bana insan olduğumu söyle. Duygusuz bir insanın, bana "insan" sıfatını yakıştırması, bir hakarettir adıma. İrfan sahibi sanmayasın kendini; nitekim irfan sahibi, düşünmesini bilen değil, hissetmesini bilendir.

şemaalsiz göz

7 Temmuz 2008 Pazartesi

Herşeyi göründüğü gibi benimseyen insanların yanısıra, kör bir insan; görememektedir şeklin yanıltıcı güzelliğini, her daim hayal etmektedir...
Oydum zihnimin gözlerini; bundan böyle kördür kendisi. Ne de olsa, gerçeği saptırmak dışında neye sebebiyet verir görüntü?
Bunun üzerine " Görüntü sebebin kendisidir." i savlayanlar boy gösterebilir. Emin olun onlar, benden de kör olanlardır.

hayat; bir tutam zaman

6 Temmuz 2008 Pazar

Dünyevi olayları sorgularkene, unutur olmuşuz öz benliğimizi. Güncellik; hayatımızın ana teması, anlamı ise farklılaşmakmış.
Hapsolana da, hapsedene de insan etiketi yapıştırmışız. Arası olmazmış ki bunun; ya zindan hayatı yaşamalı, ya da gardiyanı oynamalıymış. Meğer dört duvar arasında kendini özgür kılabilmekmiş insan olmak, yansımanı gördüğün vakit ise, kırmakmış aynaları. İnsan, insan olalı; böyle insan görmedi.

....

5 Temmuz 2008 Cumartesi

İnsanlar anlamadıkları düşünceleri önemsemezler.

ÖNYARGILI ON YARGI

4 Temmuz 2008 Cuma

"Önyargı ile yaklaşmayın insanlara." denir. Hayal aleminde otlanan bir sürünün ortaya attığı ütopik bir sanallıktır bu yargı. "Laf" ebeliğinin son safhası olan bu deyiş; bir diğerine hak etmediği bir kılıf dikilmemesi maksadıyla öğütlenir insanlara. Lakin gerçekliğe göz atacak olursanız, bu olgunun bir yanılsama olduğunu fark edersiniz. Günümüzde önyargınızı kuşanmadığınız vakit, bu "sosyal" girişiminiz zarar ile oturacak poponuzu kısmen rahatsız edecektir.
İnsanlığımızın özü olan saflığın, "saflık" sanıldığı kara bir dönemdir içinde bulunduğumuz yontma-aktör devri. Siz, siz olun; önyargınızı kalkanınız kılın.

acıtır

1 Temmuz 2008 Salı

İhanetin fizyolojik yapısı keskin hatlıdır, ironik ve bir o kadar da absürtdür. Güvendiği kişi tarafından sırtı veya yüreği bıçaklanan insanın ortaya attığı bir olgudur ihanet. Bundandır bunu deneyimleyen kişinin yaşamında güvene daha nadir rastlanılmasının. Özüne yaklaştırır insanı deneyimler. Zamanla daha sıkı sarmaya başlarsın benliğini; kimse ulaşamasın diye. Gözümüze, yüreğimize tatlı görünen anlar, olaylar dahi acının iluzyona uğramış birer varyasyonudur. Hayat başlı başına acıdır be dostum! Ömrün süresince ne azına, ne de fazlasına şahit olabilirsin.

yardım edemez sana, senden gayrı kimse...

Yardım amacıyla yaklaşan insan dahi, zarar teşkil eder size. Tutmadan önce uzatılan elleri, yöneltin şu soruyu soğukkanlılıkla: "Kendine bir hayrın dokundu mu, ey insan?". "Evet." der ise, boşboğaz bir yalancıdır. "Hayır." der ise, öpün o eli; lakin yine de tutmayın. Nitekim vurgulamıştır; tutulası bir ele sahip olmamakla birlikte, sözde yardımının ego tatmininden ibaret olduğunu.

EV YAPIMI TANRI

30 Haziran 2008 Pazartesi

Çekinmeyin, yazmaya koyulun. İlk kelimeyi yazmadan, ikincisine ulaşamazsınız.
Kelimeler; cümleleri, cümleler; düşünceleri oluşturagelmiştir. Başlangıcı olmayan bir son düşünülemez. Bundan dolayı, yaratın kendi kelimelerinizi. Lakin, üstünkörü değil; kılı kırk yararak efendiler! Zor lokma olun her daim. Kimileri sizi sindiremesin, kimilerinin midesine oturun. Amacınız bir kanıya varmak değil, kendi farkındalığınızı yaratmak olsun. Lakin, bu tanrıyı oynamak değil, tanrı olmaktır. Emin olun hayatta, kullar değil; tanrılar kazanır...

TIKAÇ

Aşk ölüme benzer; bir kez öldüğünüz vakit, bir daha ölemezsiniz. Lakin tek benzerlikleri bu değildir. Kimi zaman, karşılıksız aşkın ölüme, ölümün ise huzura eşit olduğu, bir denklem sistemi akar mantık süzgecinizden. Süzgecin altını tıkamak, el becerinize kalmıştır.

YANSI(MA)

Aynadaki yansıma size ait değil. Kaçının onu benimsemekten.
Düşünceleriniz ile fiziğiniz yer değiştirdiği vakit, görünmez olursunuz. Şayet beceremiyorsanız; kırın aynanızı!

AV SEZONU

27 Haziran 2008 Cuma

"İnsan" kavramı, çok hatalı benimsetilmiştir insanlara, insanlar tarafından...
Kendisini günün şartları vasıtasıyla tanımlama, kalıplara sokma, yontma ve kendisine isim
takma cesaretini gösterebilmesiyle birlikte; çıkarcılığın, sahip olma dürtüsünün, dolayısı
ile mülkiyet kavramının ve ikiyüzlülüğün doruklarda yaşandığı bildiğimiz tek canlıdır.
Ey insanlar; bundan böyle av sezonlarında birbirimizi avlayalım da, bare hayvanlara
bir hayrımız dokunsun.

İNSAN

26 Haziran 2008 Perşembe

Kaliteli bir kitaba benzemeli insan. İçinde en derininden duyguları, düşünceleri, deneyimleri barındırmalı. Dışarıdan bakıldığı vakit ise, bir bütün görünmeli, bir başlığı olmalı...

küçük bir öykü 2

Şeytan'dan insanoğluna bir buyruk: "Ne fazlası, ne azı, neyseniz o olun ey insanlar!"

Tanrı'nın, Şeytana bıyık altından cevabı: "Hepsi sana benziyor artık. Ne de olsa,
sen de bir melektin zamanında."

Şeytan'ın Tanrı'ya gözüpek cevabı: "Benim tek kabahatim, otoriteni tanımamaktı; en azından, kendi meleğini cezalandırabilen sana benzememişler."

ALKOL

23 Haziran 2008 Pazartesi

Düşünen kafaların ilham perisidir alkol. Beyni uyuşturmak için değil, tam tersine açmak için içilmelidir. Bırak dilin dönmez, gözün görmez, kulakların duymaz olsun, vücudunun gereksiz bütün ayrıntıları uyuşmuş dahi olsa, düşüncelerin hürleşmiştir, var mı ötesi!
Köpek içerse hırlar, kedi içerse tırmalar; 'insan' içindir alkol...

BUZDAN CEHENNEM

Bir zamanlar herşeyimiz vardı. Lakin yetmemeliydi bunlar; "Daha fazlasına sahip olabilecekken, ihtiyacın olmasa da, sonradan pişman dahi olabileceksen, durma sahip ol ona kulum!" diye buyurdu Tanrı. Şeytan "Yapma!" diye haykırdı. Tanrı "Ona kulak asma kulum!" dedi, böylece eğdi dertli başını sadık kul Tanrı'nın huzurunda. Peşisıra Tanrı, kendi kostümünü çıkarıp Şeytan'a zorla giydirdi, onunkini de paçalarından biraz kestirip kendisi giydi. Bundan böyle Tanrı Şeytan olarak, Şeytan ise Tanrı olarak anılacaktı.

ZEKİYİZ!

18 Haziran 2008 Çarşamba

Bir aptalla -yani bir insanla- konuşuyorsunuz ve bir düşüncenizi kabul ettirmeye mi çalışıyorsunuz? Siz de gösterin "zekanızı" ve düşüncenize zıt bir iddada bulunun. Kendisinin sizden zeki olduğunu düşünüp; tersinin doğruluğunu savunmaya kalkacaktır. Yegane amacınıza ulaşmış olursunuz. Sonucunda ise o kendisini sizden zeki sanarken, siz de kendinizi ondan zeki olduğunuzu düşünürkene bulursunuz.

AŞK?

Aşktan çok şey beklemeyin. Kim seni senden daha çok sevebilir,
sana senden daha çok değer verebilir? Şayet kendinde barınan özelliklerinin
tümünden nefret ediyor olsaydın, sen dahi sevmezdin kendini. Sen böyleyken,
sözde aşığından ne bekleyebilirsin?
İçinde uyandırdığın hisler dolayısıyla seni sevdiğini sanmakta.
Aslında seni değil, içinde oluşturduğun hisleri, hazları seviyor o. Onu
mutsuz etmeye gör; bak o zaman onun içinde oluşturduğun duyguları, onun
ağzı ile "Seni.", seviyor mu? Lakin dert yanmayasın hemen, yalnız o değil,
ikiniz de bencilsiniz, iki yüzlüsünüz; ikiniz de pek tabii insansınız!

CENNETTEN BİR MEKTUP

6 Haziran 2008 Cuma

"Harikalar" diyarındayım. Gözüm dönmüş bir kere, ne yaparsınız. Meşhur çukurunun başında heyecanla bekleyen Alice'e ilişiyor gözüm. Yanına koşuyorum ve çukura itiyorum kendisini. Doymak bilmeyen hazlarımı, anlık da olsa, bir nebze beslemiş olmanın mutluluğu ve gururu ile, emin adımlarla bu diyarı keşfe devam ediyorum.Ormana dalıyorum. Alışılmadık ve olağanüstü mutluluğuyla beni imrendirmeyi başaran ve dolayısı ile peşisıra gelen, kıskançlığın gözü pek yavrusu olan, nefreti iliklerime kadar hissettiren, Pamuk Prensesi dikizliyorum bir süre çalıların arasından. "Cadı maskemi" taktıktan sonra, Pamuk Prenses'e zehirli elmayı yedirip, Yedi Cüceler'iyaşlı gözlerle geride bırakarak, yoluma devam ediyorum. Buralarda bulabileceğim söylenen tanrıyı arayan gözlerim bulutlarda bir işaret ararkene, emin adımlarım durmak bilmiyor. Emin adımlarımla Şirin Baba'yı eziyorum, farkına bile varmıyorum.
Bir süre sonra yorgun düşüyorum ve oturup biraz dinlenmekte karar kılıyorum. Oturuyorum.Yapacak birşeyim olmadığından, daha önce pek üzerinde durmadığım, belki de düşünmeden gerçekleştirdiğim davranışlarımı düşlüyorum. Aniden ve hiç beklenmedik bir şekilde, hiç tatmamış olduğum bir duygu olan pişmanlık kaplıyor, daha önce varlığından bile haberdar olmadığım kalbimi-Nedeninden halen emin değilim, hareketlerim gözümde doğruluk payını yitirmiştir belki de, herneyse... Pişmanlığın perdesi aralanmıştı bir kere. Izdırap içindeydim.- Huzursuzluk içinde oturduğum yerde kıvranıyorum deyim yerindeyse. Öyle ya da böyle bunu içimden atmalıyım diyorum. Kurtuluşun ana babasını aramaya başlıyor bir kez daha gözlerim ve kendisine, yani tanrıya yakarmaya başlıyorum; "Yüce tanrım, sen beni bu güzelim harikalar diyarına koydun, lakin benim gerçekleştirdiğim şeylere bak. Bunun acısından arınmadan, nasıl yaşantıma devam ederim ben? Bunun tek yolu senin affından geçiyor. Tanrım, lütfen affet beni.". Ardından kendi gözyaşlarımda boğulmak istercesine ağlamaya başlıyorum. Ağlıyorum ve ağlıyorum...Aniden, gök gürlemesine benzeyen ulu bir ses ile irkiliyorum, tanrının sesiyle; "Sevgili kulum, neler yaptığının çok iyi farkındayım, lakin ortada affedilecek birşey yoktur. Evet, sana hayat vererek, seni bu harikalar diyarına koyan benim, ancak unutmamalısın ki içine doymak bilmeyen hazları ve vermiş olduğun kararlara, girişimlerine sebebiyet veren duygu ve düşüncelerini de bizzat ben koydum. Sen sadece insan olmayı öğreniyordun.". Ağlamaktan kızarmış yaşlı gözlerimi yukarıya dikerek, ürkekçe konuşuyorum; "Tanrım, ben bu acıyla yaşayabileceğimi sanmıyorum, bir kez daha senden af diliyorum. Lütfen affet beni tanrım.". Ulu ses kükreyerek, bir aslanın ki gibi değil de bir farenin kükreyişi gibi şaşırtıcı ve korkutucu, cevap veriyor; "Madem öyle, sana bir seçim şansı sunacağım. Keskin bir hançer yolluyorum sana. İster kendi canını alır, benim yanıma cennete gelirsin, ister acılarınla birlikte yaşamını öldürmeye devam edersin. Affedilecek birşey olmadığından, affedemiyorum seni.". Peşisıra, gökten parlak bir hançer hızlıca inmeye başlıyor ve yavaşlayaraktan ayakucumda toprağa konuyor adeta. Hançeri alıyorum ve düşünmeksizin boynumu derin bir şekilde kesiyorum. Oluk oluk akan kanın toprağı ıslatışını izliyorum. Ölüme ramak kala zihnimde beni bir hayli huzursuz eden bir soru beliriyor; Dünyayı ve üstün ırk olan insanı böyle yaratan tanrı,cenneti neden farklı yaratsın? Ruhumun derinliklerine işliyor, bu soru ve beraberinde getirebileceği hayal kırıklıkları.Ardından ruhum, solmaya yüz tutmuş bedenimi leş yiyicilere bahşiş bırakırcasına terk ederek, göğe dogru yükseliyor.
Tasvir etmekte kalemimin yetersiz kaldığı cennete varıyorum. Kiminize göre "cennetlik", kiminize göre"cehennemlik" gelebilecek bir cennet bu. Lakin, kendi düşüncemi belirtmek istemiyorum. Gelin de kendiniz görün diyorum ve sonunu okumakta oldugunuz, bu günah çıkarıcı nitelikteki mektubu yazmaya koyuluyorum.

KARADELİK

22 Şubat 2008 Cuma

İnsanlar, kimilerine göre günümüz global "sistem"inin köleleri haline gelmişler. Para merkezli büyük ve kuvvetlice bir girdabın etrafında dönen zavallı insanllar. Yönetilirler. Medya şarlatanları, onları ümitlerini kaybetmeyip bir gün sahip olacakları itibar ve parayı hayal etmekten hiç bir zaman vazgeçmemeleri konusunda pohpohlarlar. Kapitalist sistemin yavşakları yeşil cepli adamları tanrıdan farksız gördükleri için, hayal güçlerini medyanın kontrol ettiğini fark etmezler bile. Kimsenin kendi özgün düşüncelerine sahip olmadığı bir karanlık dönemde yaşıyoruz, aksi takdirde herkesin hayattaki amacı aynı olur muydu? Düşünemiyoruz. Aç beyinler yok artık. Medya aç kalmasına fırsat vermeden sürekli besliyor beyinlerimizi. Oyunu, bir kaç güç-koliğin kurallarına göre oynuyoruz.Bu oyunda gerçekten de iyiyiz, hepimiz en iyisiyiz.Oyunun sonunda ise onların kuralları gereğince hepimiz kazanacağız.
"Hayat eşittir para" denklemi ile insanların beyinleri küçük yaştan sömürülmeye başlanır.Küçük yaştan başlanır ki, ileride düşünebilmek, anlamak ve başkaldırabilmek için bir beyin kalmasın. Bu nedenle henüz çocuk yaştan bir dizi şeyleri yapmak durumunda bırakılırsın, aksi takdirde oturmuş, oturtulmuş bu sistem bir karadelik gibi seni yutar. Çalışırsın hiç haz almadığın derslere. Girersin, senden hiçbir farkı bulunmayan yirmi gencin daha bulunduğu, nefret ettiğin o sınıf adlı dört duvara. Duvarları yıkıp, güneşi, bulutları görmek istersin, gücün yetmez. Zamanla pes edersin, alışırsın, alıştırılırsın. İleride üniversiteye gidersin belki de, güzel bir iş sahibi olabilmek için. İşin ne olduğunun henüz hiçbir önemi yoktur, para ve beraberinde gelen itibar kaynağı olsun da... Bitirirsin üniversiteyi. Harika bir iş sahibi olup, harika bir kadınla evlenip, harika bir arabayla gezerken, harika evindeki hiç girmediğin harika havuzunu düşlerken bulursun bir gün kendini ve bu seni hiç rahatsız etmez. O eskiden güneşi görmek isteyen saf çocuk, terk edilmiş kalbinde çürümüştür yıllarca. Evet, artık geriye bakıp da ben "adam" oldum diyebilecek konumdasınızdır. Karınızı sevmezsiniz, güzel olduğu için evlenmişsinizdir. Arabanızı seversiniz, çünkü herkes size hayranlıkla bakar. Evinizi sevmeseniz de ziyarete gelen potansiyel iş ortaklarınızın gözünü kamaştırır. Başkalırının harika hayalleri üzerine kurulu harika bir hayat geçirmişsinizdir. Bir de bakarsınız harika bir tabuttasınız. Tebrik ederim, oyunu kazandınız!

-THE SHADOW-





"Bir düşmanla savaşarak yaşayan kişinin, düşmanını hayatta bırakmakta yararı vardır."
F.Nietzsche



"İnsan ancak anladığı şeyleri duyar." GOETHE




"Dünya bir hapishanedir." GOETHE




"Sen çevrende olup bitenleri görüp neden diye soruyorsun. Ben ise, asla var olmamış şeyleri hayal ederek neden olmasın diyorum." Bernard Shaw




"Dünya, anlamsız bir düşten başka bir şey değilmiş meğer." Alain




"Herkes benim düşünceme katılırsa, yanılmış olmaktan korkarım." Oscar Wilde